Güç nedir?
Paran olması mı? İnsanların seni dinlemesi mi? Bir telefonunla kapıların açılması, verdiğin kararlarla başkalarının hayatına yön verebilmen mi?
Yoksa herkesin senden bir şey beklediği, senin ise kendine bile verecek bir cevabının kalmadığı bir gecenin ardından, sabah yeniden ayağa kalkabilmen mi?
Hayatımın farklı dönemlerinde gücün farklı anlamları olduğuna inandım.
Bir zamanlar gücün para olduğunu düşündüm. Çünkü paranız varsa hayallerinizi gerçekleştirebilir, insanlara iş verebilir, projeler kurabilir ve sevdiklerinize daha iyi bir hayat sunabilirsiniz. Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilir, kararlarınızı daha özgür verebilirsiniz.
Sonra iş hayatına girdim.
Şirketler kurdum, projeler geliştirdim, insanlarla ortak hayallerin peşinden koştum. Bazen kendi hayatımdan, uykumdan ve huzurumdan fedakârlık ederek bir fikri gerçeğe dönüştürmeye çalıştım.
Kazandığım zamanlar oldu. Kaybettiğim zamanlar da.
Bir gün geleceğin büyük planlarını yaparken ertesi gün yalnızca bugünü nasıl kurtaracağımı düşündüğüm dönemlerden geçtim.
Ve zamanla şunu öğrendim:
Bir şeyleri kurabilmek güçtür. Ama kurduğun şeyler sarsılırken ayakta kalabilmek, bambaşka bir güçtür.
Hayat bana bunu pek de nazik öğretmedi.
İnsanların bana inandığı günleri de gördüm, benden şüphe duyduğu günleri de. Bir zamanlar birlikte büyük hayaller kurduğum insanlarla, sonrasında yalnızca para, sorumluluk ve verilen sözler üzerine konuşmak zorunda kaldığım dönemler oldu.
Telefonumun çalmasını heyecanla beklediğim günler vardı. Sonra aynı telefonun çalmasından yorulduğum günler geldi.
Çünkü bazen telefonun diğer ucunda yeni bir fırsat değil; bir beklenti, bir sitem, bir öfke, hatta bir tehdit vardı.
Bütün bunların ortasında hâlâ üretmeye, çalışmaya, bir çıkış yolu bulmaya uğraşıyordum.
İnsanın bazen kendisi için üzülmeye bile vakti olmuyor. Çünkü taşıdığı sorumluluklar yalnızca kendisine ait değil. Verilmiş sözler, yarım kalmış işler, kendisine güvenen insanlar var.
İşte böyle zamanlarda gücün yalnızca kazanmakla ilgili olmadığını anlıyorsunuz.
Güç, her şeyi kontrol edebilmek değildir. Kontrol edemediğin şeylerin altında ezilmeden, değiştirebildiklerin için mücadele etmektir.
Ama mücadele etmek de tek başına yeterli değil.
Bazen hatanı kabul etmek gerekiyor. Bazen verdiğin bir sözü zamanında tutamadığını söylemek. Bazen insanların öfkesini dinlemek, haklı oldukları noktaları görmek ve kendini savunmak yerine çözüm üretmek.
Çünkü iyi niyet, tek başına kimsenin alacağını ödemez. Büyük hayaller, yerine getirilmemiş sözlerin bahanesi olamaz. Hayat ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, insan kendi sorumluluklarıyla yüzleşmek zorundadır.
Ben de bunu öğreniyorum.
Üstelik bazen çok ağır bedeller ödeyerek.
Hayatın ilginç bir tarafı var. Başarılı olduğunuzda herkes sizin ne kadar güçlü olduğunuzu anlatır. Ama işler ters gittiğinde, insanlar çoğu zaman nasıl mücadele ettiğinize değil, neyi başaramadığınıza bakar.
Belki de insanları gerçek anlamda tanıdığımız dönemler, en çok kazandığımız zamanlar değil, en çok zorlandığımız zamanlardır.
O günlerde sadakatin, sabrın, merhametin ve karakterin ne kadar değerli olduğunu anlıyorsunuz.
Ben artık güçlü insanı yalnızca büyük şirketler yöneten, çok para kazanan veya kalabalıklara hitap eden biri olarak görmüyorum.
Güçlü insan, kendisine yapılan haksızlığı başkasına yapmamaya çalışan insandır.
Kendi acısını başkalarını incitmek için gerekçe göstermeyen, gerektiğinde özür dileyebilen ama onurundan da vazgeçmeyen insandır.
Korkularım yok mu? Elbette var.
Başaramamaktan, verdiğim sözleri yerine getirememekten, yıllarca emek verdiğim şeyleri kaybetmekten korktuğum oluyor.
Ama artık korkmamayı güç sanmıyorum.
Bence cesaret, korkunun yokluğu değil; korkuya rağmen doğru olanı yapabilmektir.
Hayatım boyunca çok şey hayal ettim. Sadece para kazanmayı değil; şirketler kurmayı, insanların hayatına dokunmayı, birilerinin önünü açmayı, dünyada küçük de olsa bir iz bırakmayı istedim.
Bugün de istiyorum.
Ancak artık başarının yalnızca ne kadar büyüdüğümüzle değil, büyürken ve düşerken nasıl bir insana dönüştüğümüzle de ölçülmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü para kaybedilebilir. İşler bozulabilir. Bir zamanlar çok sağlam görünen ilişkiler sona erebilir. Yıllarca emek verdiğiniz bir şey, hiç beklemediğiniz bir anda elinizden kayıp gidebilir.
Bunların hepsi hayatın içinde var.
Önemli olan, bütün bunlar olurken kendi değerlerinizi de kaybedip kaybetmediğiniz.
Bugün hâlâ gerçekleştirmek istediğim hayallerim, tamamlamam gereken işlerim, yerine getirmem gereken sözlerim var.
Belki istediğim noktada değilim. Belki geçmişte bazı şeyleri farklı yapmalıydım. Belki de hayata dair en önemli derslerimi, her şeyin yolunda gittiği zamanlarda değil, bugünlerde öğreniyorum.
Ama şuna inanıyorum:
İnsanın hayatını belirleyen yalnızca başına gelenler değildir. Başına gelenlerden sonra ne yaptığı da en az onlar kadar önemlidir.
Bazen yeniden başlamak gerekir. Bazen gururunu bir kenara bırakıp yardım istemek. Bazen yanlış kararlarının sonuçlarıyla yüzleşmek ve hiçbir şeyi başkasına yüklemeden yoluna devam etmek.
Ve bazen de yalnızca durup kendine şu soruyu sormak:
Ben bütün bunları neden yapıyorum?
Benim bu soruya hâlâ bir cevabım var.
Hayallerim var. İnandığım şeyler var. Bir zamanlar kendime ve sevdiklerime verdiğim sözler var.
Bunları unutmuyorum.
Artık gücün başkaları üzerinde kurduğumuz hâkimiyetten çok, kendi üzerimizde kurabildiğimiz hâkimiyetle ilgili olduğunu düşünüyorum.
Öfkeliyken sakin kalabilmek, çaresiz hissederken düşünmeye devam edebilmek, haklı olduğuna inandığın bir konuda bile kendini sorgulayabilmek…
Bunlar dışarıdan büyük başarılar gibi görünmeyebilir. Ama insanın kendi içinde kazandığı en zor mücadeleler bazen bunlardır.
Bugün bana yeniden "Güç nedir?" diye sorsanız, vereceğim cevap çok daha basit olurdu:
Güç, her şeye sahip olmak değil; kaybettiklerinin seni nasıl bir insana dönüştüreceğine karar verebilmektir.
Ben henüz hikâyemin sonuna gelmedim.
Belki de en zor sayfalarını yazıyorum. Ama bu dönemi yalnızca kayıplarımla hatırlamak istemiyorum. Bir gün geriye baktığımda, beni daha bilinçli, daha sabırlı ve daha adil bir insan yapan bir dönem olarak görmek istiyorum.
Çünkü artık sadece başarılı olmak istemiyorum.
Başarının bedelini, sorumluluğunu ve anlamını da bilmek istiyorum.
Bir gün bütün bu fırtınalar dindiğinde, geriye dönüp baktığımda yalnızca ne kadar para kazandığımı veya kaç şirket kurduğumu görmek istemiyorum.
Nasıl mücadele ettiğimi, kime nasıl davrandığımı, hangi sözlerimi yerine getirdiğimi ve bütün bunların sonunda nasıl bir insan olduğumu da görmek istiyorum.
Çünkü gerçek güç, herkesten daha yukarıda olmak değil; hayat seni ne kadar aşağı çekerse çeksin, yeniden ayağa kalkarken insanlığını kaybetmemektir.
Belki bugün istediğim yerde değilim.
Ama yolun sonuna da gelmedim.
Ve artık biliyorum ki insanın en büyük gücü, hiç düşmemesi değil; her kalkışında neden yürüdüğünü hatırlamasıdır.